2. sayımız ve “Editörün Takdimi”

Modus Operandi: İlişkisel Sosyal Bilimler Dergisi’nin Ağustos 2015 sonunda dağıtıma girmesini planladığımız 2. sayısının içeriğini ana sayfamıza koyduk. Bu sayının dosyası, “Türkiye’de Sosyoekonomik ve Beşerî Bilimlerin Halleri” temasını tartışmaya devam eden yazılar içeriyor. Aşağıda, bu sayının dosya editörü Güney Çeğin’in takdim yazısını okuyabilirsiniz.

 “Türkiye’de Sosyoekonomik ve Beşeri Bilimlerin Halleri” başlıklı ilk dosyasıyla yayın hayatına başlayan Modus Operandi: İlişkisel Sosyal Bilimler Dergisi’nin 2. sayısı, Türkiye’deki mevcut sosyal bilimler pratiğinin genel görünümündeki boşlukları, arızaları ve olası tartışma hatlarını gündeme getiren bir dosyayla devam ediyor. İlk sayıdaki gibi bu sayıda da muhtelif sosyal bilim disiplinlerinin Türkiye’deki macerasına, söz konusu disiplinlerin pratiklerini yönlendiren ilkelere ve araştırma alanlarının hâlihazırdaki gerilimlerine yer veriyoruz.

Dosya beş makaleden müteşekkil. “Mesleki Uygulamalar ve Akademik İçerikler Arasında Bir Sosyal Bilimin Portresi: Arkeoloji” başlıklı makalesinde Belgin Aksoy, Cumhuriyet’in inşası sürecinde akademik hüviyetini kazanan arkeoloji biliminin neden gelişkin bir paradigmaya sahip olmadığı sorunsalı üzerinden temel bir soruya yanıt arıyor: Arkeoloji biliminin teşekkülü sonrası, mezkûr bilimin dönüşümlerini sağlayan, disiplin içindeki dinamikler miydi, yoksa siyasetten ekonomiye kadar uzanan dış dinamikler miydi? Bu sorudan hareketle Aksoy –alanın içinden konuşmanın da avantajıyla– arkeolojinin, Türkiye akademi alanındaki imtiyazlı konumunu soruşturmaya açıp, buraya özgü alt ve üst yapı problemlerinin, bu bilimin gelişimine ket vurup vurmadığını tartışıyor.

Çiler Çilingiroğlu’nun “Collingwood’un İzinde Türkiye Arkeolojisinde Malûmatçılık ve Pozitivizm Üzerine” başlıklı makalesi de Türkiye’deki arkeoloji bilimini masaya yatıran bir içeriğe sahip. Ancak Aksoy’dan farklı olarak yazar, bizi, arkeoloji biliminin fiiliyat sahasının arka planındaki bazı problemlerle hesaplaşmaya çağırıyor. Çilingiroğlu’nun yazısının merkezi motifi net: Türkiye arkeolojisindeki bilimsel bakış, pozitivizmden mustarip ve bugün dahi alan içinde bu konuyla yetkin bir hesaplaşmaya rastlamak mümkün değil. Yazarın eleştiri hattındaki teorik mihenk taşı ise R.G. Collingwood’un tarih felsefesi. Çilingiroğlu’na göre, eğer arkeologlar kendi mesleki pratiklerini daha bilimsel bir düzeye eriştirmek istiyorlarsa, arkeoloji pratiği üzerine self-refleksif düşünme alışkanlığını kazanmalı ve kürsü ile arazi arasındaki tecrübî geçişliliklere daha fazla önem vermeli.

Arkeoloji kadar antropolojinin kurumsal gelişimi de Türkiye sosyal bilimler alanında ihmal edilmiş konular arasında. Handan Üstündağ, Türk Tarih Tezi’nin bilimsel destekçisi olarak tekâmül eden antropolojinin Türkiye serüvenine odaklanıyor yazısında. Metnin iki ana hattı var. “Aynı Kemikler, Değişen Anlamlar: Irk Biliminden Biyoarkeolojiye” başlıklı yazının ilk hattı, genç bir bilimin ne şekilde politik araçsallaştırmanın kıskacı içine alındığının öyküsüne yer verirken, ikinci kısmı fiziki/biyolojik antropolojinin 1940’dan sonraki süreci üzerinde durarak, karanlıkta bırakılmış bir sürece ışık tutuyor. Yazar açısından 1970 sonrası gelişen antropoloji, “biyoarkeoloji” adı verilen bir paradigmaya doğru evrilmekte.

Cem Özatalay, “Türkiye’nin Toplumsal Yapısının Temsili Meselesi Bağlamında Sınıflar ve Sınıflandırma Savaşları” başlıklı yazısında, sosyal bilimler alanı içinde sınıflar, dolayısıyla da sınıflandırmalar sorunu etrafında disipliner üretimi sosyolojik bir analize tabi tutuyor. Türkiye’de herhangi bir sosyoekonomik sınıflama göstergesinin niçin 1980’lere kadar kurumsallaşamadığına odaklanan makalenin asli derdi, Türkiye kapitalizminin dönüşümleri ve bu dönüşümlerin hem siyasal temsil düzeyi, hem istatiksel temsil düzeyi, hem de bilişsel temsil düzeyi üzerindeki etkileri aracılığıyla ne türden bir sınıflandırma göstergesinin başat kılındığı hakkında. Bu bağlamda, Özatalay, sosyal bilimcilerin toplumsal yapı temsili olan sosyoekonomik sınıflamaları hangi saiklerle işe koştuğunu detaylı epistemolojik mülahazalarla tartışmaya açıyor.

Dosyanın “Türkiye’de Biyopolitikanın Ölü Doğuşu: Türkçe Akademik Yazın Alanında Biyopolitika Kavramının Alımlanma Biçimleri” başlıklı son makalesi ise Gürhan Özpolat’a ait. Özpolat, Türkçe akademik yazın alanının son moda kavramlarından birini, “biyopolitika” kavramını ve bu kavramın Türkiyeli sosyal bilimcilerce alımlanma biçimlerini tartışmaya açıyor. Makale kavramın bir yandan terminolojik terkibinin arka planına eğilmesi, bir yandan da Türkiye’deki mevcut sosyalbilimsel algılanışını soruşturması bakımından kaydadeğer bir tartışmaya davet niteliğinde.

Ümit Kurt’un kaleme aldığı “Erken Dönem Türk Milliyetçiliğinde Irk Kavramı ve Irkçı Söylemler, Tınılar, Dokular ve Renkler: Türk Yurdu Dergisi Örneği (1911-1916)” başlıklı dosya-dışı makale ise, 1911’de yayın hayatına başlayan Türk Yurdu dergisinin ilk dokuz cildi üzerinden, Türk milliyetçiliğinin dokusu içinde öne çıkan ırksal temaların ifşasına girişiyor. Yazar, böylelikle Türk milliyetçiliğinin tarihsel genetiğini şekillendiren nüvelerin hangi ölçülerde Türk milli kimliğinin kurucu dinamiklerine tahvil edildiğini ortaya koyuyor. Kurt’a göre, Türkçü entelektüellerin ürettiği milliyetçi perspektif içinde merkezi rol oynayan ırkçı tınılar bugüne değin pek de hakkıyla incelenmiş değil.

Ali Çarkoğlu ile yapılan söyleşi, Modus Operandi’nin ilk iki sayıda önüne koyduğu dertlerle hemhal olabilen bir içeriğe sahip. Araştırma tasarımının inşasından kaliteli veri toplamaya, bilim insanlarının fon sağlayıcılarla kurması gereken kırılgan ilişkiden siyasal alana koyulacak mesafeye değin sayısız meseleyi kendi kişisel gelişiminden sekanslarla aktaran Çarkoğlu mülakatta özellikle iki noktayı öne çıkarıyor: İlki, Türkiye’de sosyal bilimcilere şamanistik bir vazifenin yüklenmesi ve buradan doğan arızalar. İkincisi de meta-teorik tartışmalara boğularak araştırma pratiğini felce uğratan mevcut mesleki pedagojinin ürettiği sakatlıklar. Çarkoğlu’na göre, Türkiyeli sosyal bilimci artık büyük sorunlarla uğraşma fetişizmiyle göbek bağını bir an evvel kesmeli.

“Müdahaleler” bölümünde beş yazı var. İlk makale Pınar Özgüner’in. “Türkiye Arkeolojisinde Kavramsal Problemler ve Kronolojik Kısıtlamalar Üzerine” başlıklı metnin temel derdi, arkeolojinin “kazı faaliyetleri”ne indirgenen dar tanımını sorgulamaya açmak. Bu tarz bir sorgulamanın muradı ise mezkûr bilimin hem diğer disiplinlerle olan ilişkisini sağlıklı bir seviyeye çekmek hem de arkeolojik yöntemlerin veya kültürel miras çalışmalarının devlet nezdinde ikincil yöntemler olarak algılanmasını eleştirmek. Tansel Güçlü, “Değerin Finansallaşması” başlıklı yazısında, neo-liberal iktisadın hâkimiyet evresinde “gerçek değer” kategorisinin dönüşen içeriğine odaklanıyor. Buna paralel olarak, Marksist iktisatçıların 80’lerle güçlenen finansallaşan birikimi kavramadığını da iddia eden Güçlü’ye göre, değerin kavramsal içeriğini kapitalist birikim bağlamında eleştirel bir tartışmaya açmak elzem. “‘Danışıklı Dövüş’ Kestirme Yolunun Tözcülük Potansiyeli” başlıklı müdahalesinde Cem Orhan ise ekranlarda ve gazete köşelerinde arzı endam eden medya entelektüellerinin kanaat üretim tekniklerini tartışmaya açıyor. Müesses nizam için üretilen kanaatlerin özellikle de siyaset alanındaki nüfuzuna dikkat çeken yazıda, Orhan, bu tarz tekniklerin hangi oranlarda tözcülükle malul olduğunu ortaya koyuyor. Vefa Saygın Öğütle’nin “Türkiye’de Sosyal Bilimler Felsefesinde Açık Unutulmuş Bir Yangın Alarmı” başlıklı makalesi, 1960 sonrası pozitivist bilim ve sosyal bilim kurgusunun, farklı kuramsal patikalardan gelen saldırılarla nasıl tarumar edildiğine işaret ediyor. Alanın self-refleksif eleştiriye tabi tutulmasının, ontolojiyi yasaklayıcı teşebbüslerin/jestlerin devre dışı bırakılmasının ve bilimin icrasına dair yeni tartışma sahalarının üretildiği vasatın detaylı analizinden hareketle Öğütle, sosyoloji içindeki sosyal ontoloji tartışmalarının verimliliklerini masaya yatırıyor. E. Ahmet Tonak’ın “Eşitsizliklerin Ahlâksız Teorisini Terkederken” başlıklı son müdahale yazısı ise Thomas Piketty’nin Kapital kitabının içeriksel analizine hasredilmiş. Tonak’ın metni eşitsizlik tartışmaları bağlamında Piketty’nin argümanlarına odaklanıyor. Kitabın anlaşılmaz gerekçelerle gözden düşürülmeye çalışıldığını vurgulayan kritiğiyle yazar, Kapital kitabının hakkını vermeye çalışan bir değerlendirme kaleme alıyor.

Son olarak, sayıda dört kitap incelemesi bulunuyor. İlki, Tuğçe Ellialtı’nın ‘Namus’: Suçlar, Paradigmalar ve Kadına Yönelik Şiddet başlıklı bir derleme için yazdığı inceleme metnine ait. Muhtelif coğrafyalarda ‘namus suçları’ ile savaşan örgütlerin geliştirdikleri stratejilere ilişkin bu 18 metinden mürekkep edisyon, ülkemizde giderek kronikleşen toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin ve adaletsizliklerinin odağında olan namus üzerine yeniden düşünmeye davet ediyor. Murat Somer’in Milada Dönüş: Ulus-Devletten Devlet-Ulusa Türk ve Kürt Meselesinin Üç İkilemi’ne odaklanan Deniz Sert’in incelemesi ise Kürt meselesi, demokrasi, etnik ve dini siyaset ve kimlikler bağlamında, 1918-1926 yılları arasında yaşanan tarihi gelişmeler ve alınan politik kararlar aracılığıyla Kürt meselesinin nasıl bir meseleye tahvil edildiğini çözümlüyor. Veblen’in Aylak Sınıfın Teorisi kitabını inceleyen Anıl Başaran, Veblen’in kuramsal üretimini özellikle Marx’ın eksik bıraktığı alanlarda nasıl dizayn ettiği konusuna ve de Veblen’in sınıf analizlerine olan katkısına eğiliyor. Başaran için Veblenci teori, Marksist sınıf analizinin tamamlayıcısı. Howard Becker’in özgül bir sapkınlık sosyolojisi geliştirmeye çalıştığı Hariciler eserini değerlendiren Turgay Yerlikaya ise düzen odaklı sosyolojinin bugüne kadar ihmal ettiği “sapkınlık” nosyonu etrafında Becker’in yenilikçi kuramsal müdahalelerini gündeme getiriyor. Türkiye’deki saha araştırmalarının kısırlığı ve kısıtlılıkları göz önüne alındığında Yerlikaya’nın incelemesi üzerinden düşünmek ve Becker’in katkısı hakkında kafa yormak epeyce önemli.

Velhasıl, takdim vesilesiyle, bir sonraki sayının dosya temasını da kısaca hatırlatalım. Çıkış sayılarını müteakip 3. sayının dosya konusu “kültür çalışmak”. Burak Özçetin’in editörlüğünü üstlendiği sayıda, Türkiye’nin temel meselelerini kültüre ve kültürel alana odaklanarak tartışmaya çalışılacak. Türkiye’de kültürel alan incelemelerinden kültürel hiyerarşiler ve eşitsiz kültürel ilişkilere, sınıflar ve sınıf çalışmalarında kültürün yerinden orta sınıf ve kültürüne değin pek çok mesele masaya yatırılacak.

Güney Çeğin (Pamukkale Üniversitesi, Sosyoloji Bölümü)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s