Eşitsizliklerin Ahlâksız Teorisini Terkeder İken

E. Ahmet Tonak

 

Popülerliğini İngilizce çevirisine borçlu bir kitapla karşı karşıyayız: Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital (kısaca Kapital). Fransa’da ilk kez yayımlandığında pek ses getirmeyen kitabın popüler medyada değerlendirilişi sırasında sık sık Kapital’in ancak İngilizceye çevrilmesinin ardından best seller olduğunu duyduk. Bu gözlem, ister istemez kitabın hak etmediği bir şöhrete eriştiği, hatta tabir-i caiz ise, biraz şişirildiği imasını taşıyor. Giderek yaygın kabul gören bu görüşe katılmıyorum. Kapital hem çok iyi yazılmış bir kitap hem de ele aldığı eşitsizlik konusu acilen müdahale gerektiren yerel ve küresel bir sorun.

Sol camiada ise Kapital’in popülerliğini Marx’ın malum eserinin adının kullanmasına bağlamak bir hayli yaygın. Gösterilen alınganlık da cabası. Bu yaygın eğilimi de benimsemediğimi söyleyeyim. Aşağıda, kitaba serinkanlı bir biçimde yaklaşmaya çalışarak, 742 sayfalık kitapta 10-15 sayfayı geçmeyen Marx’a ilişkin kısımlara girmeden, eşitsizlik konusuna, Piketty’nin argümanlarına odaklanmayı deneyeceğim.[1] İlk olarak, konunun yakıcılığının yanı sıra, iktisat alanının günümüzdeki gerçeklikten kopuk hali dikkate alınırsa kitabın ayrıca kıymetinin bilinmesi gerektiğine değiniyorum. Ardından, gelir dağılımı konusunu kısaca kavramsallaştırdıktan sonra kitabın temel argümanını eleştirilerimle birlikte aktarıp, bazı çeviri sorunlarına dikkat çekiyorum.

Kitap Niçin Önemli?

Thomas Piketty gibi yapalım; yani, “Lafı dolandırmadan söyleyelim: Ekonomi disiplini matematiğe ve tamamen teorik, bazen de fazlasıyla ideolojik spekülasyonlara duyduğu çocuksu tutkudan –tarihsel araştırma yapamama ve diğer sosyal disiplinlerle işbirliği halinde olamama pahasına da olsa– asla tamamen kurtulamamıştır” (Piketty, 2014: 34). Dolayısıyla, Kapital her şeyden önce sosyal ve iktisadi gerçeklikle ilişkisini büyük ölçüde koparmış bir disipline, o disiplinin içinden bir tepkidir. Bu tepki, iktisadın hem kullandığı araçlara hem de ele aldığı konulara… Çünkü, adı sanı büyük üniversitelerde icra edilegelen “.. bu meslek, hangi olguların açıklanması gerektiğini bilmeden, saf teorik sonuçlar sıralamaya devam ediyor..” (Piketty, 2014: 34). Yani, Kapital bu anlamda, iktisat disiplininin hâl ve gidişatına yerinde, zamanında (hatta gecikmiş olduğu bile düşünülebilecek) ciddi bir müdahaledir. Bu bile kitaba duyulan ilgiyi açıklamaya yeter, haklı gösterir.

Kaldı ki, gelişkinlik düzeyinden bağımsız bir biçimde her türlü kapitalizm eşitsizlik üretmeye devam ediyor.[2] En yüzeysel bir bakışla bile hem gelir hem de servet eşitsizliğinin her yerde arttığı gözlemleniyor. Konu yakıcı ve tepki çekiyor. Piketty’nin Kapital’in çok öncesinde, 25 yaşında MIT’deki öğretim üyeliğini terkedip Fransa’ya dönmeye karar verdiği günden bu yana geniş bir grup ile bu konu üzerinde çalıştığını, yayın yaptığını biliyoruz. Örneğin, Piketty’nin ABD gelir dağılımı üzerine yaptığı araştırmaların en zengin %1 hatta %0,01’lik kesimlerin gelir paylarının olağanüstü artışını göstermesi üzerine hem akademik camiada hem de siyasiler arasında yoğun tartışmaların başladığı malumumuz. Ayrıca, Piketty’nin, Facundo Alvaredo, Anthony B. Atkinson ve Emmanuel Saez ile birlikte, geliştirdikleri veri setini kullanarak kaleme aldıkları ve bir bakıma Occupy hareketinin sloganını meşrulaştıran Uluslararası ve Tarihi Perspektiften En Üst Yüzde 1 (2013) başlıklı yazının çok ses getirdiğini de biliyoruz. Bahsettiğimiz yazının gündeme getirdiği en dramatik nicel olgu, ABD’de en zengin %1’lik kesimin toplam gelirden aldığı payın muazzam bir artış ile, 1976’daki %9 seviyesinden 2011’de %20’ye erişmiş olması idi. Piketty bu makale sonrası yaptığı sunumlarda verileri güncelleyerek, 2012’ye kadar getirdi. %1’lik kesimin toplam gelirden aldığı pay 2012’de 1928’den bu yana en yüksek seviyeye, %22,5’a erişmiş vaziyette.

Kişisel Gelir ve Servet Dağılımı

Kapital, gelir ve servet dağılımı eşitsizliği, nedenleri ve eşitsizliği azaltıcı iktisat politikaları üzerine. Kitabın iç bölümlenmesi de buna uygun. İlkin, eşitsizliğin boyutlarının ve seyrinin dökümü yapılıyor, ardından nedenleri üzerine argümanlar geliştiriliyor, sonunda da bugüne kadar denenen ve ileride uygulanması önerilen iktisat politikaları tartışılıyor.

Bilindiği gibi, gelir belirli bir süre içinde ele edildiği için akım değişkeni, servet ise belirli bir anda sahip olunan varlıkların tamamının değeri olduğu için stok değişkenidir. Çeşitli teorik ve istatistiksel zorluklarına rağmen gelir dağılımını araştırmak, verilere erişmek servet dağılımına ilişkin sorunlarla karşılaştırıldığında çok daha kolaydır. Kapital’in orijinalliği bu zorlukları aşmaya çalışması, öteden beri ihtiyaç duyulan veri setini (The World Top Incomes Database)[3] geniş bir ekiple oluşturmaya girişmiş ve kitabı bu sete dayandırmış olmasında. Ayrıca, bu çok kapsamlı veri setini her isteyenin kullanımına açmış olması da ne kadar takdir edilse azdır.

Kişisel gelir dağılımı diye bilinen, gazetelerde sık sık ne kadar bozuk olduğunu duyduğumuz dağılım kişisel gelir dağılımıdır ve bir sonuçtur. Açalım; gelirin dağıtılabilmesi için ilkin üretilmesi gerekir. Bu üretim kertesi dağılımın ilk aşamasıdır. Ülke ekonomisinin verili kaynakları ile başlanılmış, bu kaynaklar üretim faaliyeti içinde kullanılmış ve yeni değerler yaratılmıştır. İşte, bu yeni yaratılan değere katma değer (veya net ulusal ürün/gelir) denir. İlk aşamada sınıflar arasında dağıtılacak olan gelir budur. Klasik iktisatçıların geliştirdiği artık kavramı yukarıda söz ettiğimiz formülasyonun teorik zemini olduğu gibi Keynes sonrası modern ulusal makroekonomik muhasebe sisteminin de çıkış noktasıdır. Örneğin, Marx bu ilk aşamada vuku bulan gelir paylaşımının göstergesi olarak artık değer oranını önermiştir. Katma değer ikiye bölünmüş, artık değer ve değişir sermaye (üretimde çalışan emekçilerin ücretleri) şeklinde iki sınıf arasında paylaşılmıştır.

Reel kapitalizmlerde gelir dağılımının bu ilk kertede başlamasına rağmen bu kertede bitmediği açık. İkinci aşamada devlet, hem emekçilerin hem de kapitalistlerin paylarından vergi alır, gelir harcanabilir gelire dönüşür. Ayrıca, üretim alanının kapitalistleri de diğer alanların kapitalistleri gibi üretilmiş artık değeri değişik mekanizmalar, tanınan imtiyazlar aracılığı ile rant, faiz ve komisyonlar şeklinde paylaşır.

Bu ikinci aşamadan sonra, devlet tekrar, bu defa farklı harcamalar ile gelirin dağılımına müdahale eder. Örneğin, emekçi kesimlere işsizlik sigortası ödemeleri, kapitalistlere de sübvansiyonlar, vergi iadeleri gibi farklı ödemeler, kısacası transferler yapar. Bu üçüncü aşamadan sonra, yani her üç aşamanın etkilerinin toplam sonucu olarak kişisel gelir dağılımı ortaya çıkar. Piketty’nin odaklandığı gelir dağılımı işte bu nihai kişisel gelir dağılımıdır.

Eşitsizlik ve Arkasındaki Mekanizma

Piketty’ye göre kapitalizmin sicili ve geleceği hiç de parlak değil. Başından beri eşitsizlik üreten bu ekonomik yapı kendi haline bırakılırsa batana kadar böyle devam edecek. Eşitsizliğin azaldığı dönemleri ise Dünya Savaşları’nın, 1930’lar Büyük Bunalımı’nın tahribatına, yani dışsal faktörlerin varlığına borçluyuz!

Piketty, nadiren sekteye uğrayan bu uzun dönem eşitsizlik eğiliminin arkasındaki mekanizmaya ilişkin bazı yasalar türetiyor. İlk yasa sermaye getirisi[4] ile ekonominin büyüme hızı arasındaki ilişkiye dayanıyor: Sermaye getirisi (r) –%4-5 dolaylarında– ekonominin büyüme hızını (g) –bu da ortalama %1-2 seviyesinde– genellikle aşıyor. Bir bakıma, eşitsizliği doğuran nedenin kendisi bir eşitsizlik olmuş oluyor. Daha doğrusu eşitsizliğin yönü, yani sermaye getirisinin (r) ekonominin büyüme hızından (g) büyük olması eşitsizliği doğuran mekanizma. Kısacası, gelir ve servet eşitsizliğinin kaynağı (r > g) eşitsizliği.

Piyasa ekonomisi neredeyse yüzyıllardır bu eşitsizliği üretiyor, yılların kümülatif etkisi gelir ve servet nüfusun giderek daha küçük bir kesiminin elinde birikmesi oluyor. Bu arada, servetin gelir içindeki payı da yükseliyor. Zengin elit ise servetini reel ekonomiye yapılan yatırımlardan sağladığı kazançtan çok giderek miras yolu ile artırıyor. Aşağıdaki şekil, bu ilişkinin dünya ölçeğinde, 0 yılından günümüze kadar seyrini ve eğer müdahale edilmezse 2100 yılına kadar nası seyredeceğini gösteren çarpıcı tablo (Piketty, 2014: 382). Piketty’ye göre, günümüz eşitsizlik eğilimlerinin giderek 19. yüzyıldakine benzer bir durumu doğurması kaçınılmaz.

Resim1

Kitabın, gelir ve servet eşitsizliğini açıklayan argümanları nezdinde merkezi önemde olan bu (r > g) eşitsizliğine Piketty “Kapitalizmin Merkezi Çelişkisi” diyor (Piketty, 2014: 625-628). Kitapta iki “yasa” daha var ki, genellikle Kapital’i tanıtan yazılarda pek değinilmiyor: “Kapitalizmin Birinci” ve “İkinci Temel Yasa”ları. İlk “yasa”, sermaye stoğunun toplam gelir içindeki payı ile sermaye getirisinin (kârlılık), sermayenin gelir içindeki payını belirlediğini söylüyor (Piketty, 2014: 55-59). İkinci yasa ise, çok tasarruf edip, yavaş büyüyen ekonomilerin, yaratılan gelire oranla giderek muazzam bir sermaye stoğu biriktireceğini. Ve bizatihi bu durumun da, ekonomilerin toplumsal yapısını, servet dağılımını ciddi bir biçimde etkilediğini belirtiyor Piketty (2014: 176-179).

Eşitsizlik Nasıl Çözülür?

Kapital’in son bölümü, eşitsizliğin çözümüne ilişkin daha önce denenmiş uygulamaları ve kurumsal yapıları ele alıyor. Sosyal devlet, artan oranlı gelir vergisi, üst düzey yöneticilerin vergilendirilmeleri vs. eleştirel bir biçimde tartışıldıktan sonra Piketty kendi somut iktisat politikası önerisini formüle ediyor. Günümüzün entegre dünya ekonomisi ve eşitsizliğin küresel niteliği, devletlerin kararlı ve de uluslararası ölçekte koordine müdahalelerini gerektiriyor. Piketty, şüphesiz herkes gibi yakın gelecekte sermayenin küresel ölçekte vergilendirilmesinin bir ütopya olduğunun farkında. “Yine de, bölge veya kıta ölçeğinde, özellikle de Avrupa’da ve böyle bir düzenlemeyi isteyen ülkelerle başlayarak böyle bir çözümün denenebil[eceğini]” düşünüyor (Piketty, 2014: 508). Piketty’ye göre sermayenin geliri 500,000 ya da 1,000,000 doların üzerinde olduğunda %80 oranında vergilendirilmelidir. Avrupa için öngördüğü servet vergisi ise nispeten düşük: 1 milyon avrodan az servetten vergi alınmıyor; 1-5 milyon avro aralığından %1 ve 5 milyon avro ve üstü için ise %2. Piketty’nin yaptığı hesaplamaya göre, eşitsizliğin bir ölçüde giderilmesini sağlayacak bu tür bir vergi uygulaması tüm AB’de sadece 2,5 milyon kişiyi etkileyecek ve devletlere yaklaşık Avrupa GSYH’nın %2’si kadar ek gelir sağlayacak.

Türkçe Çeviri

Kapital’in diğer ülkelerde hızla popülerleşmesinin, çok satmasının Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nı da motive ettiği muhtemel. Nitekim, çevirmen Hande Koçak’tan öğrendiğimiz kadarı ile, ilkin iki farklı çevirmen denendikten sonra, kitap 4-5 aylık çok kısa bir süre içinde Fransızca orijinalinden çevrilmiş. Editörlüğü, yayınevinin inceleme araştırma dizisinin editörü Ali Berktay, kavramlar konusunda danışmanlığı da Şevket Pamuk yapmış. Aşağıdaki eleştirilerime rağmen kitabın akıcı, kendini okutan bir biçimde çevrildiği görüşündeyim. Değineceğim çeviri sorunlarının, bu kadar kısa bir sürede, bu kadar teknik bir metnin dilimize kazandırılmış olmasını önemsemediğim anlamına gelmediğini de belirteyim.

Fransızca bilgim kitabın çevirisini orijinali ile ciddi bir biçimde karşılaştırmaya yetmemekle birlikte Türkçe çeviride yapılan kelime tercihlerini değerlendirebiliyorum. Bu tercihlerin bazılarının düpedüz yanlış, bazılarının yanıltıcı olduğunu, bazılarının ise Fransızca orijinal ile İngilizce çevirinin farklılığından kaynaklandığını düşünüyorum. Fransızca-İngilizce uyumsuzluğuna örnek hemen kitabın ilk paragrafında karşımıza çıkıyor: “Özel sermayenin birikim dinamikleri, Marx’ın 19. yüzyılda inandığı gibi, sermayenin kaçınılmaz olarak bir avuç zengin ve güç sahibinin elinde yoğunlaşmasına mı yol açıyor?” (Piketty, 2014: 1). İngilizce çeviride “zengin ve güç sahibi” ifadesi hiç yer almadığı gibi, bence bu cümledeki işlevi açısından daha doğru bir tercihle “sermaye” [capital] yerine de “servet” [wealth] kullanılmış. İlginç bir şekilde, yukarıdaki cümleyi takip eden cümlede, İngilizce versiyondaki “sınıflar arasındaki ahenk” [harmony among the classes] Türkçe çeviride “ahenkli bir istikrar” ifadesi ile karşılanmış.

Türkçe çeviride hem yanıltıcı hem de yanlış olan terminolojik tercihlerin başında Marksist teoride çok özgül bir anlamı olan “artı değer” [surplus value] kavramının “fiyat artışının sağladığı sermaye kazancı” [capital gains] yerine kullanılması geliyor. Fransızca’da, hem Marx’ın “artı değer”i hem de fiyat artışlarından kaynaklanan “sermaye kazancı” [capital gains] anlamına gelen plus-value Türkçeleştirilirken yanlış anlamaya yol açmayacak bir tercih yapmak gerekirdi (Piketty, 2014: 19). Çevrilen kitabın adının Kapital ve de Marx’ın Kapital’inin en önemli kavramının artık değer olduğu düşünülecek olursa, sıradan bir çeviri hatasının ötesinde bir durumla karşı karşıya olduğumuz açık.

Çeviride iktisat terimlerinin kullanımına aşina olmamanın yarattığı ciddi sorunlar var. Farklı emek gelirleri arasında Fransızca metinde “salaires, traitements” olarak zikredilen terimleri “yevmiye, ücret” şeklinde çevirmek de yanlış ve yanıltıcı (Piketty, 2014: 19). Yevmiye, bilindiği gibi Arapça kökenli günlük anlamına gelen yevmî’den türetilmiş bir kelime, günlük ücret anlamında. Oysa, Piketty’nin emek gelirleri arasında zikrettiği “salaires” [İngilizcede wages] sadece gündelik ücret değil genel anlamda ücret demek. Çevirideki bu yanlış tercih “ücret”i de maalesef kullanılmaması gereken bir yerde kullanma sonucunu yaratmış. Çeviride, “ücret”in kullanıldığı yerde Piketty’nin aslında “maaşlar”ı kastettiği açık; Fransızca orijinalde traitements kullanılmış. Bu yanlış ve karıştırılmış çevirinin net sonucu emek gelirleri arasında çok büyük bir pay tutan “maaşlar”ın emek gelirleri arasında tamamen atlanması oluyor! Yine emek gelirleri arasında Piketty’nin zikrettiği bonus ve primes de Türkçe çeviride sadece “ikramiye” ile karşılanmış.[5]

Son olarak, Türkçe’ye Fransızca orijinalinden çevrildiği belirtilen Kapital’de açıklanması zor bir hatayı da belirtmek istiyorum: Fransızca orijinalinde doğru bir biçimde “α = s” olarak geçen ifadenin Kapital’de “α’nın r’ye eşit olması” şeklinde çevrilmesi ve İngilizce çevirideki “α = r” yanlışının aynen tekrarlanması (Piketty, 2013a: 925-6, 2014: 723, 2013b: 652).[6]

Sonuç

Piketty’yi eleştirmek de, göklere çıkarmak da anlaşılabilir. Kapital, her iki yaklaşıma da yeterince malzeme sağlıyor. Geçenlerde, Harvard Üniversitesi’nden ünlü ortodoks iktisatçı Kenneth Rogoff, ileri kapitalist ülkelerin göçmenlere kapılarını açmasını öneriyordu. Gerekçesi de, göçmen işçilerin genellikle düşük ücretlere çalışmaya razı olmaları! İşin ilginç yanı bu ahlâksız öneriyi ahlâki gerekçelere dayandırmaya çalışırken, bir yandan da kendini tutamayıp “Thomas Piketty’nin kapitalizmin başarısızlığını ülke içi eşitsizliğin artmasına bağlayan Marxgil iddiası”na sataşması (Rogoff, 2015, 8 Mayıs). Hem de, Piketty, kitabında kapitalizmin bekasından yana olduğunu “Eşitsizlik ya da kapitalizmi ortadan kaldırmak beni pek ilgilendirmiyor” diyerek deklare etmiş olmasına rağmen (Piketty, 2014: 7).

Kapital, açıktan piyasacı, kapitalizme reformlarla hayatiyet kazandırmaya çalışan bir kitap. Mikrofonu yazarına uzatalım: “özel mülkiyet ya da[7] piyasa… milyonlarca bireyin eylemlerini koordine ederek yararlı bir rol oyn[ar] ve onlardan tamamen vazgeçilmesi o kadar da kolay değildir” (Piketty, 2014: 579). Öte yandan, Piketty’nin bir ayağı ana-akım iktisat teorisinde olmasına rağmen piyasanın kendi haline bırakılmasını savunan ortodoks anlayışa da bayağı mesafeli olduğu açık: “Fiyat sistemi, milyonlarca bireyin –günümüzün küresel ekonomisinde milyarca [sic] bireyin– faaliyetlerini düzenlemek gibi önemli bir role sahiptir. Problem, bu sistemin ne sınır, ne de ahlak tanımasıdır” (Piketty, 2014: 7).

Yanlış anlaşılmamak için son olarak şunu da ekleyelim, Kapital, özellikle ütopyası eşitlik olanların mutlaka okuması ve hatta çalışması gereken bir kitap. Herkesin kullanımına ve katkıda bulunmasına açık, kitabın dayandığı son derece kapsamlı veri seti de cabası.

Not:

* Piketty’nin kitabını değişik ortamlarda tartışma fırsatı bulduğum ve görüşlerinden yararlandığım Anwar Shaikh’e ve Korkut Boratav’a teşekkür ederim. Adet yerini bulsun diye değil, bu metnin son halini görmedikleri için yazıda öne sürdüğüm görüşlerden sorumlu tutulamayacaklarını eklemek istiyorum.

[1] Piketty’nin Marx’la ilgili görüşlerinin eleştirisi için Boratav’a (2014) ve Tonak’a (2013) bakılabilir.

[2] Bu konuda Ragb, Amr ve Shaikh, Anwar (2011)’e bakılabilir.

[3](http://topincomes.parisschoolofeconomics.eu), Son Erişim Tarihi: 14 Mayıs 2015. Piketty’nin teorik yaklaşımının ise orijinal olduğunu söylemek zor; neo-klasik üretim fonksiyonu, marjinal üretkenlik teorisi gibi ana akım iktisadın vazgeçilmez yapı taşlarını benimsediği, bazı önemli kavramlarda iki arada bir derede kaldığı anlaşılıyor. Örneğin, “sermaye” kavramını eklektik bir biçimde işlemselleştirilmesi hem neo-klasik hem de radikal iktisatçılar tarafından eleştirilmekte.

[4] Piketty’nin “sermaye getirisi” diye tanımladığı oran tartışmaya açık, hatta sorunlu bir kategori. Marksist teoride kullanılan kâr oranı ile ilgisi yok. Oranın pay kısmına her türlü sermaye geliri (kâr, faiz, rant, vb.) katıldığı halde payda kısmına sermaye stoğunun yanı sıra katılması gereken gayrimenkul vb. katılmamış. Tahmin edilebileceği üzere Piketty gelir kaynaklarının belirlenmesinde de klasik iktisadın üretken olan ve olmayan emek/faaliyet/sektör ayırımını benimsemiyor.

[5]Hem Fransızca’da hem İngilizce’de aynı anlama gelen “royalties” terimine değinmek istiyorum. “Royalties” makroekonomik muhasebe sisteminde, örneğin finans sektörüne yapılan net faiz ödemelerini, gayrimenkul sektörüne ödenen toprak kirasını vb. kapsayan teknik bir terim. Kapital’de “gayrimaddi hak ödemeleri” şeklinde çevrilmiş. Terimin muhasebe sistemi içinde karşılık geldiği akımlar dikkate alındığında “imtiyaz ödemeleri” diye çevrilmesinin daha uygun olacağını düşünüyorum (Shaikh ve Tonak, 2012: 74-78).

[6] Bildiğim kadarı ile İngilizce çevirideki bu hataya ilk dikkatimizi çeken Korkut Boratav’dır (Boratav, 2014: 619).

[7] İngilizce versiyonda bu ifade “özel mülkiyet ve piyasa” şeklindedir.

 

KAYNAKÇA

Alvaredo, F., Atkinson B. A., Piketty, T. ve Saez, E. (2013), ‘The Top 1 Percent in International and Historical Perspective’, Journal of Economic Perspectives, 27 (3), 3-20.

Boratav, K. (2014), ‘“21. Yüzyılda Kapital” Üzerine Notlar’, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 69, 597-624.

Ragb, A. ve Shaikh, A. (2011), An International Comparison of the Incomes of the Vast Majority, https://docs.google.com/file/d/0BxvNb6ewL7kOR3loQjgtdkU1MGs/edit, Son Erişim Tarihi: 15 Mayıs 2015.

Piketty, T. (2013a), Le capital au XXIe siècle, Paris: Éditions du Seuil.

Piketty, T. (2013b), Capital in the Twenty-first Century, çev. A. Goldhammer, Cambridge: The Belknap Press of Harvard University Press.

Piketty, T. (2014), Yirmibirinci Yüzyılda Kapital, çev. Hande Koçak, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Rogoff, K. (2015, 8 Mayıs), ‘Inequality, Immigration, and Hypocrisy’, project-syndicate.org Son Erişim Tarihi: 15 Mayıs.

Shaikh, A. ve Tonak, E. A. (2012), Milletlerin Zenginliğinin Ölçülmesi: Ulusal Hesapların Ekonomi Politiği, çev. Hakan Arslan, İstanbul: Yordam Kitap.

Tonak, E. A. (2014), ‘21. Yüzyılda Kapital (mi?)’, Mesele, Mayıs, 89, 32-35.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s